BLOG

ZAMANI TANRI YAŞAR, İNSANOĞLU HEP ÖLMEK İÇİN TÜREMİŞ...

Yıllar önce bir yakınımın hastalığı nedeniyle uzun süre yoğun bakım kapısında beklemiştim. Benim gibi yakınları için orada olan pek çok benzer gönül yoldaşı ile bir bekleme odasında uyur, yoğun bakım görevlisinin hangimizi çağıracağını birbirimize kenetlenerek beklerdik. Gözlerimizin feri sönmüş, yaşamı sadece o hastaneden ibaretmiş gibi algılar hale gelmiştik. Dış dünyada olan bitenin, alışverişlerin, çalışma hayatının, trafiğin, toplantıların zerre önemi yoktu gözümüzde. Yakınım iyileşmeye başlayıp önce normal odaya alındığında doktorlar hemen eve çıkmasının iyi olacağını çünkü iyileşmenin ancak normal hayat içerisinde olabileceğini söylediler.

Hastaneden eve, normal yaşama döndüğümüzde hepimiz iyileşmeye başlamıştık. Ödenmesi gereken faturalar, yapılması gereken işler, arkadaşlarla kurulan iletişim ve normal akıştaki herşey bizi iyileştirdi, canlandırdı. Doktorun bu önerisini hiç unutmadım, hayat akışının iyileştirici etkisini hep dikkate almaya çabaladım.

Yaşadığımız deprem, ihmaller, sorumlular, içinde bulunduğumuz koşullar her birimizin gözlerimizdeki feri aldı... Öfkelendik, üzüldük, kahrolduk, insanlığımızdan utandık. Yaşanan korkunçtu, buna yol açan etmenler, yapılamayanlar daha da korkunçtu. Evet, yaşanılanlar kahredici ve kabul edilmesi çok zor şeyler. Ancak yaşamda kötülük kadar iyilik olduğu gibi böyle çaresiz ve korkunç olaylar yanında umut ve devam eden bir yaşamda var. Bunlar dengelenmek zorunda. 

Tüm bunlardan yara alanlara destek olmak, sorumluların cezalandırılması için elimizden geleni yapmak kadar bundan sonraki yaşamlarımız için daha bilinçli ve doğru tercihler yapmak, toplumu bu konularda aydınlatmak evet önemli. Hissettiğimiz tüm duygularda doğru ve yerinde.

Ancak göçük altından kurtulabilenlerin, yakınlarını, sahip olduklarını kaybedenlerin ve hepsinden ötesi tüm bunları çaresizce yaşam enerjisini yitirerek yitiren çocukların, gençlerin, insanların umutlu, güçlü ve yaşam enerjisini koruyabilen insanlara, liderlere ihtiyacı var. İşte tam olarak bu yüzden de daha canlı, yaşama bağlı, umutlu olma zamanı. Tıpkı hastaneden eve geçip hayata karışında başlayan iyilik hali gibi her birimizin akışla iyileşeceğini söyleyen doktorların haklı çıktığı öngörüleri gibi. Bu toprakların, her birimizin en çok ihtiyacımız olan şeyin de daha çok sevgi, umut, birbirimizle iletişim ve geleceğe doğru daha güçlü ve emin yürümek olduğunu düşünüyorum...

Tıpkı Charlie Mackesy'nin “Çocuk, Köstebek, Tilki ve At” isimli kitabındaki çocuğun bir bahar günü kırlarda tek başına dolaşmaya çıkıp köstebek, tilki ve atla tanışıp konuşarak yürürken birbirlerine sordukları soruların yanıtları ve kurdukları derin dostluk, sevgi ve hayata dair içimizi sevgiyle ısıtan söylemleri gibi…

Şubat ayı en uzun ay oldu hiç bitmek bilmedi ve yaşanılanlar bir kaç ayda atlatılacak gibi değil. Birçok duyguyu aynı anda yaşayanlar olduk. Önce ağlıyoruz arkasından bir haberle öfkeleniyor ve çaresizlik içinde sorumlulara kinleniyoruz. Ne ara bu kadar bozuldu insanlık? Tepeden tırnağa kadar ne ara insanlığı terk ettiniz? Ahlâk, adalet, saygı sözlükte mi kaldı? Hayatın içindeyiz yine ama eskisi gibi olmak mümkünse mi? Olmayalım zaten daha yeni ve en iyisi olalım. Sil baştan başlayalım, yeniden ve yeniden her seferinde Kurtuluş Mücadelesi vere vere bir arpa boyu yol gidememişiz. Bu afetin geride kalanlara gerçek etkisini önümüzdeki 20 yıl içerisinde göreceğiz. Ruhsal, bedensel, toplum olarak çok ağır iyileşme belki iyileşememe... İşte burası bu kadar. Dünya bu kadar... Meğer hepimiz Dünyazedeymişiz. Orhun Abidelerinde şöyle bir cümle var "Zamanı Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölmek için türemiş..."

  • Copyright 2023 - Tüm hakları saklıdır.